Evlilikte Soyadı Değişikliği: Fatura Neden Yalnız Kadına Kesiliyor? Av. Öncü Özbay 18/09/2026

Evlilikte Soyadı Değişikliği: Fatura Neden Yalnız Kadına Kesiliyor?

AYM kararından sonra evlenen kadınların kimlik masrafları ve görünmeyen eşitsizlik

Bir hukuk kuralının eşitsizliği yalnızca nüfus kütüğünde kalmaz. Bazen kimlik kartı bedeli, pasaport defteri, sürücü belgesi, biyometrik fotoğraf, meslek kimliği ve elektronik imza ücreti olarak banka hesabından çıkar. Türkiye’de evlenen kadının soyadı meselesi, bugün tam da bu nedenle yalnızca bir “isim hakkı” tartışması değildir; toplumca üretilen eşitsizliğin ekonomik maliyetinin kime yüklendiği sorusudur.

İptal edilen kural, yaşamaya devam eden uygulama

Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nun “kadın evlenmekle kocasının soyadını alır” diyen 187. maddesini 22 Şubat 2023’te iptal etti. Karar 28 Nisan 2023’te yayımlandı ve yasama organına yeni, eşitlikçi bir sistem kurması için dokuz aylık süre tanındı. İptal 28 Ocak 2024’te yürürlüğe girdi. Aradan geçen zamana rağmen, maddenin yerine evlenen eşlere eşit seçim hakkı tanıyan yeni bir hüküm konulmadı. [1][2]

Ortaya çıkan boşlukta idari uygulama eski alışkanlığını korudu. Nüfus Hizmetleri Uygulama Yönetmeliği’nin 24. maddesi hâlâ evlenen kadının eşinin soyadını alacağını söylüyor. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü de 2024 yılında TİHEK’e verdiği görüşte, kanuni düzenleme yapılıncaya kadar bu yönetmelik hükmüne göre işlem yapmaya devam edeceğini açıkça belirtti. [3]

Bu tablo hukuk devleti bakımından ciddi bir çelişki yaratıyor. Bir kanun hükmü, cinsiyet temelli ayrımcılık ürettiği için Anayasa’ya aykırı bulunup yürürlükten kaldırılıyor; fakat onunla aynı sonucu doğuran ikincil düzenleme ve idari altyapı işlemeye devam ediyor. İptal kararı kâğıt üzerinde yürürlüğe giriyor, eşitsizlik ise nüfus kayıt sisteminde yaşamını sürdürüyor.

Eşit olmayan yalnız soyadı değil, maliyettir

Erkek eş evlendiğinde kural olarak soyadını, kimlik kartını, pasaportunu, sürücü belgesini ve mesleki tanıtım araçlarını korur. Kadın eş ise eşinin soyadı nüfus kaydına işlendiği anda geçerli belgelerini yeni bilgiyle uyumlu hâle getirmek zorunda kalır. Böylece hukuken aynı evliliğin tarafı olan iki kişiden biri için evlilik, doğrudan yeni belge satın alma yükümlülüğüne dönüşür.

Nüfus idaresinin resmî açıklamasına göre pasaporttaki kimlik bilgilerinden biri değişirse pasaport yenilenmelidir. Süresi devam eden pasaportta yeniden harç alınmasa bile yeni pasaport defter bedeli ödenir. Kimlik kartı ve sürücü belgesi için de değiştirme bedelleri tahsil edilir. 2026 tarifesinde kimlik kartı değiştirme bedeli 220 TL, pasaport defter bedeli 1.351 TL, yeni tip sürücü belgesi yenileme toplamı ise 2.115 TL’dir. Buna biyometrik fotoğraf, ulaşım, kargo, meslek kimliği ve elektronik imza gibi giderler eklendiğinde, soyadı değişikliğinin “sembolik” olmadığı görülür. [4][5]

Temel soru: Devletin eşitlik ilkesine aykırı olduğu tespit edilen bir uygulamasının ekonomik sonucu neden yalnızca bu uygulamaya maruz kalan kişiye bırakılmaktadır?

“Herkesten aynı ücret alınıyor” savunması neden yeterli değil?

İdarenin muhtemel savunması basittir: Kimlik bilgisi değişen herkes aynı belge bedelini öder; dolayısıyla ücret tarifesi kadın ve erkek arasında ayrım yapmamaktadır. Bu savunma, biçimsel eşitliğe dayanır ve sorunun başlangıç noktasını görmezden gelir. Gerçek eşitlik, yalnızca aynı gişede aynı tarifenin uygulanmasına bakmaz; o gişeye kimin ve hangi zorunlulukla gönderildiğini de inceler.

Erkek eşin evlilik nedeniyle soyadı değişmediği için yenileme masrafı doğmazken, kadın eşin kaydı idari sistem tarafından değiştiriliyorsa, ücretin herkese aynı olması sonucu eşit kılmaz. Görünüşte tarafsız bir mali kural, cinsiyete dayalı başka bir kuralın devamı olarak yalnız kadınlar üzerinde sonuç doğuruyorsa dolaylı ayrımcılık tartışması kaçınılmazdır.

Anayasa Mahkemesi de soyadı konusunda kadın ve erkeğin karşılaştırılabilir durumda olduğunu, nüfus kayıtlarının düzeni gerekçesinin cinsiyete dayalı farklı muameleyi haklı kılmadığını belirledi. [1] Bu saptamadan sonra devletin görevi, yalnızca ayrımcı cümleyi kanundan çıkarmak değildir. Ayrımcı uygulamanın idari ve mali sonuçlarını da ortadan kaldırmaktır.

“Kendi tercihiyle eşinin soyadını aldı” itirazı ne kadar gerçekçi?

Bir diğer savunma, kadının eşinin soyadını kendi iradesiyle seçtiği iddiası olacaktır. Oysa mevcut pratikte kadın çoğu zaman iki seçenek arasında bırakılmaktadır: Eşinin soyadını kabul ederek bütün belgelerini değiştirmek ya da yalnız kendi soyadını kullanabilmek için başvuru, ret ve dava sürecine katlanmak. Hukuken tanınması gereken bir hakkın ancak dava yoluyla kullanılabilmesi, bu tercihi özgür olmaktan çıkarır.

Özgür seçim, seçeneklerin kâğıt üzerinde var olmasıyla değil, makul ve eşit koşullarda erişilebilir olmasıyla ölçülür. Erkek, herhangi bir dilekçe vermeden ve dava açmadan soyadını koruyabiliyorsa; kadının aynı sonucu elde etmek için avukatlık, harç, zaman ve emek maliyetine katlanması eşitlik değildir.

TİHEK’in kaçırdığı ayrım: yasama boşluğu mu, idari ısrar mı?

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu, evlilik öncesi soyadını tek başına kullanmak isteyen bir kadının başvurusunu 2024/1212 sayılı kararıyla kabul edilemez buldu. Kurul, talebin esasen yeni bir kanun yapılmasını gerektirdiği ve yasama yetkisinin kendi inceleme alanı dışında kaldığı sonucuna ulaştı. [3]

Bu yaklaşım eleştiriye açıktır. Çünkü sorun yalnızca Meclisin yeni bir hüküm kurmamış olması değildir. Başvurucu, idarenin AYM tarafından iptal edilen kanunla aynı içerikteki yönetmelik hükmünü uygulamaya devam etmesinden şikâyet etmektedir. Yasama boşluğu ile idari ısrar birbirinden farklıdır. Birincisi kanun koyucunun hareketsizliğine, ikincisi yürütmenin mevcut hukuk düzeni içinde yaptığı tercihe ilişkindir. İdarenin Anayasa’ya, AYM kararlarının bağlayıcılığına ve normlar hiyerarşisine uygun davranma yükümlülüğü yeni bir kanun çıkmasını beklemez.

Kurulun konuyu yalnızca yasama faaliyeti olarak nitelendirmesi, ayrımcılığın günlük hayatta kimlik belgesi ve ücret olarak somutlaşan idari boyutunu görünmez kılmıştır. Eşitlik kurumu açısından daha işlevsel yaklaşım, idarenin elindeki yorum ve uygulama alanını incelemek; en azından yeni düzenleme yapılıncaya kadar ayrımcı mali sonuçları önleyecek geçici tedbirler önermektir.

Ücret iadesi hangi hukuki zeminde istenebilir?

Belge bedellerinin doğrudan “yersiz tahsil edilmiş vergi” sayılması güçtür. Çünkü yeni kart veya defter gerçekten düzenlenmiş ve teslim edilmiştir. Bu nedenle hukuki tartışmanın merkezine bedelin tarifesini değil, o belgeyi yeniden alma zorunluluğunu doğuran idari uygulamayı koymak gerekir.

Anayasa’nın 125. maddesi, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu açıkça söyler. İYUK’un 13. maddesi de idari eylem nedeniyle zarar gören kişinin, öğrenmeden itibaren bir yıl ve her hâlde eylemden itibaren beş yıl içinde idareye başvurarak zararının giderilmesini istemesine imkân verir. Ret üzerine tam yargı davası açılabilir. [6]

Bu çerçevede talep, “kimlik kartı bedeli hukuka aykırıdır” biçiminde değil; “AYM kararına rağmen sürdürülen cinsiyete dayalı soyadı uygulaması, geçerli belgelerimi zorunlu olarak yenilememe ve ölçülebilir maddi zarara uğramama neden olmuştur” biçiminde kurulmalıdır. Kimlik, pasaport defteri, sürücü belgesi, biyometrik fotoğraf, baro kimliği ve elektronik imza giderleri, zorunluluk ve ödeme belgeleriyle birlikte talep edilebilir.

Bu dava kesin kazanılır mı?

Hayır. Bu konuda belge yenileme masraflarının tazminine doğrudan hükmeden yayımlanmış yerleşik bir yüksek mahkeme içtihadı henüz bulunmamaktadır. Dava, emsal yaratma potansiyeli taşıdığı ölçüde hukuki risk de taşır. Mahkeme, ücretlerin düzenlenen belgelerin karşılığı olduğunu, soyadı değişikliğinin kişinin seçimi sayılması gerektiğini veya zararın yasama boşluğundan kaynaklandığını kabul edebilir.

Buna karşılık talebin ciddi dayanakları vardır: AYM’nin açık eşitlik tespiti; iptalden sonra da eski yönetmeliğin uygulandığını gösteren resmî idare beyanı; belge yenilemenin zorunlu olduğuna ilişkin NVİ açıklaması ve makbuzla kanıtlanabilen zarar. Özellikle kadın evlilikten önce veya hemen sonra yalnız kendi soyadını korumak istediğini yazılı olarak bildirmiş ve bu talep reddedilmişse, “kişisel tercih” savunması önemli ölçüde zayıflar.

Eşitlik kararlarının bütçesi de olmalı

Temel hak ihlallerinin mali sonuçları çoğu zaman küçük kalemlere bölündüğü için görünmez olur. Oysa yüz binlerce kişinin her evlilik ve boşanmada kimlik, pasaport, ehliyet, banka kaydı, meslek kimliği ve dijital sertifika değiştirmesi, toplamda büyük bir ekonomik ve idari yük yaratır. Üstelik bu yükün cinsiyete göre tek tarafa yönelmesi, kamusal bütçenin eşitsizlik üretme biçimlerinden biridir.

Çözüm yalnızca kadınlara belge bedeli iadesi yapmak da değildir. Kalıcı çözüm, eşlerin evlilik sırasında ortak soyadı, ayrı soyadları veya eşlerden birinin soyadı konusunda eşit ve erişilebilir seçim hakkına sahip olması; bu seçimin dava açmadan nüfus idaresinde yapılabilmesi ve idarenin kendi sisteminden kaynaklanan zorunlu belge değişikliklerinde kişiye yeni bir mali yük yüklememesidir.

Anayasa Mahkemesi ayrımcı kanun hükmünü ortadan kaldırdı. Şimdi hukuk devletinin görevi, o hükmün gölgesini yönetmelikten, nüfus kayıt sisteminden ve ödeme ekranından da kaldırmaktır. Çünkü eşitlik, yalnızca kanun metninde değil, vatandaşın cebinden çıkan parada da ölçülür.

Uygulamada ne yapılabilir?

  • Yalnız kendi soyadını kullanmak isteyen kadın, nüfus müdürlüğüne yazılı başvuru yapmalı ve mutlaka evrak kayıt numarası ile yazılı cevap almalıdır.
  • Soyadı nedeniyle yenilenen her belgenin eski örneği, ödeme dekontu, geçerlilik süresi ve yenileme tarihi saklanmalıdır.
  • İçişleri Bakanlığı/NVİ’ye, soyadı kaydının düzeltilmesi ile bütün belgeli zararların faiziyle tazmini birlikte ve ispatlı kanaldan talep edilmelidir.
  • Başvuru reddedilirse veya 30 gün cevapsız kalırsa, dava süresi ayrıca hesaplanarak idari yargıda tam yargı davası değerlendirilmelidir.
  • Olağan kanun yollarında Anayasa ve AİHS şikâyetleri açıkça ileri sürülmeli; olumsuz nihai karar sonrasında AYM bireysel başvuru süresi kaçırılmamalıdır.

Kaynakça

[1] Anayasa Mahkemesi, E.2022/155, K.2023/38 – kadının soyadı kuralının iptali

[2] Güncel Türk Medeni Kanunu metni – m.187’nin iptal edilmiş güncel görünümü

[3] TİHEK, 2024/1212 sayılı Kurul Kararı – NVİ görüşü ve kabul edilemezlik değerlendirmesi

[4] NVİ Pasaport İşlemleri – kimlik bilgisi değişikliğinde pasaport yenileme zorunluluğu

[5] NVİ 2026 Harç ve Hizmet Bedelleri – belge bedelleri

[6] 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu – tam yargı ve süre hükümleri

[7] AİHM, Ünal Tekeli/Türkiye – AİHS m.8 ile bağlantılı m.14 ihlali

[8] AİHM, Leventoğlu Abdulkadiroğlu/Türkiye – evli kadının yalnız evlilik öncesi soyadını kullanamamasının ayrımcı niteliği

Not: Bu yazı 27 Ağustos 2026 tarihi itibarıyla genel hukuki değerlendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut olayda ödeme ve tebliğ tarihleri, başvurulacak makamı ve dava süresini değiştirebilir

Yasal Uyarı!

Bu makale Ankara Barosu avukatlarından Av. Merve Süeda Eser tarafından kaleme alınmıştır. 

Web sayfamızda yayınlanan tüm makale ve içeriklerin telif hakları Av. Öncü ÖZBAY’a aittir. Söz konusu içeriklerin izinsiz kopyalanması ya da özetlenerek kullanılması durumunda yasal yollara başvurulacaktır.

 

Bir yorum yazın
E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar işaretlenmiştir *